|
Gidenler tek tek dönüyorlar yurtlarına… Kimi başka baharları düşlüyor… Kimi gözlerimin rengi değişmesin istiyor… Ben bir başkasına saklamadım kendimi… Hatta kendime bile… Hunharca kullanıyorum bazen uçları açılmış parmaklarımı… Dakikada kaç kere attığını sayamadığım nabzımı… Ama iyi bakmaya çalışıyorum kalbime… Emanet bırakılmış… Bir gurbetçiyi bekliyorum zaman zaman gelip elini koyup dinlesin diye… Nurdan yapılmış kadınlar iyi bakacaklar bana biliyorum… Üzdüklerine bin pişman dönüyorlar şimdi mesken edindikleri kısa parmaklarıma… Uçlarının şişkinliğini kendilerine bağlıyorlar… Yeniden açılacak kaleler… Ve bu sefer aşkı fetih edeceğiz…
Allah’ın ilahi gücünü arkamıza alarak… Nurlar dileyerek ay tanrıçası yüzün için… Sokaklara sert adımlarla basacağız… Daha emin ve kudretli… Yanımızdan geçenler görerek kahramanlığımızı en çok birbirimize siper edeceğiz dinlenmiş kalbimizi… Sonra aşka ait ne varsa onları kollarımızın altına alıp el ele karşıdan karşıya geçireceğiz birbirimizi… Her yeşil ışıkta aşka geçip… Kırmızıda sevişeceğiz… Artık ne sen susabileceksin ne de ben… Ne bu lanet şehirlerarası mesafeler… Her biletin üzerine adını yazdım ben kendi ellerimle… Üşenmeden bir belediye otobüsü sakinliğinde geleceğim yanına… Geleceksin yeşil bir şehire siyah gözlerimi görmek adına… Ben daha iyi bakacağım yanımdaki kadına… Bir emekli edası ile, bir dede şefkatini aynı bütünlükte buluşturup anlayışlı bakacağız hayata… Ne sen üzüleceksin… Ne beni üzecek bir halin olacak… “Kenetlenmek” dedikleri şeyi bizde görecekler… Saçma sapan şeyleri kendi sapanımızın lastiğini gerip kendi elimizle vuracağız… Kuşlar özgürce uçsun diye… Bir gün bir kanadına sen oturacaksın diğerine ben… Gak deyince sevgi vereceğiz… Guk deyince aşk… Mutluluğa uçacaksak eğer el ele göçeceğiz…
|