Anasayfa arrow Yazıları arrow İğne, iplik, çoban, rüzgar
İğne, iplik, çoban, rüzgar Yazdır e-Posta
Kalbine leş kargaları kondu,  ses etmedi. Sanki az sonra elini üzerlerine götürecek ve eliyle çarparak bir kara sineği öldürür gibi hepsini öldürecekti. Anlatamazdı hiç kimseye hiç bir şeyi, kalbi yanınca eliyle göğsünü yırtar, dağ başına çıkar,  soğumasını beklerdi..

Örtbas etmezdi söyleyeceklerini, söylerdi ama daha sonra canı yanınca ses etmezdi. Göğsünü eliyle yırtar,  sonra dağ başına çıkar, yüreğinin soğumasını beklerdi…

Umudu, en büyük ışığıydı…

Her gittiğinde dönmeyi umut ederdi. Ama gittiği birçok yolun sonunda insanlardan uzak dağ zirvelerine çıktı. Göğsünü yırttı. Yanan yüreğini soğuması için rüzgâra bıraktı. Bazen leş kargaları konmak istedi kalbine, aldırmadı. Önce havada uçan akbabalara baktı, sonra yanaştıklarını gördü,  ses etmedi. Güneş gözünü aldı, gözleri kamaştı. Akbaba ve leş kargalarının sesini duydu, gölgelerini gördü. Sesini çıkarmadı. Sessiz kaldı ama içinden sinsi planlar yaptı. Yanaştılar yüreğine doğru,  aort en kuvvetli kanı pompalıyordu…

Akbaba ve leş yiyen hayvanlar yanaştı pusuya yattı,  elini üzerlerine getirdi. Gırtlakladı hepsini,  akbabaların ağzından çıkan köpükleri görmekten büyük zevk aldı.

Eliyle kendi kaburgalarını kırdı…

Kalbini açığa verdi.

Hüzünleri topladığı için toplardamarı yerinden söktü attı…

Uykuya daldı…

Uzun süre uyudu,  yanan kalbi soğuyana kadar….

……….

Uyandığında eliyle kalbini yokladı,eli yanmadı…

Doğruldu…

Kırıp attığı kaburgalarını topladı…

Burnuna öldürdüğü hayvanların leş kokuları geldi…

Kaburgaları bir yap-boz gibi yerlerine taktı,cebinden iğne iplik çıkardı,  eliyle bir gömlek gibi yırttığı göğüs etlerini tuttu birleştirdi,  iğneyi sapladı canı acımadı acıdıysa da ses etmedi…

Ben uzaktan onu izliyordum...

Size benziyordu ama daha cesaretliydi.  Yanan bir yürekle dolaşmaktansa mücadeleyi ve acısını kendi imkânları ile dindirmeyi tercih ediyordu.

Tepede güneş olmasına rağmen hava rüzgârlıydı acıdan bazen gözlerini kısıyordu ama umursamıyordu. Yüreğine başkalarını üfletmektense göğsünü elleriyle yırtıp kalbini rüzgâra bırakmayı tercih ediyordu.  İğneyi ipliğe geçirdi sonra iğneyi etine sapladı yırttığı göğsünü tuttu kendine çekti. Zikzak bir şekilde dikmeye başladı. İğneyi sona kadar getirdikten sonra birde sıkılaştırmak için eliyle çektiriyordu,sağlam olsun diye… Canının yanması kimin umurunda.. Sanki bu yaptığını hak etmişçesine sessiz kalıyordu.

Ben uzaktan bakıyordum biraz kan olmuştu etraf , kirli kanla kanlanmıştı Süphan Dağ’ının yolu…

Keçiler geçiyordu az ilerdeki patikadan.Bazıları gördü bu kanlı soğutma işlemini melediler “helal olsun” dercesine.. Çoban,  ilk kez görmüyordu onu. Alışmıştı artık “dur yapma!” da demiyordu midesi de bulanmıyordu tepkisiz kalıyordu. Hatta bazen bu kişisel ameliyata renk katmak için keçilerin dinlemeyeceğini bile bile kaval çalıyordu. Sadece o dinlesin diye belki de çobanın bu cesaret ve aptallığın aynı beyinde toplandığı insana verdiği naçizane bir “çoban armağanıydı”…

Bu kaçıncıydı kim bilir…

Çobanın onu ilk gördüğü gün geldi aklına…

Şaşırmıştı birileri yaptı sanmıştı,  ölecek zannetmişti..  Sonradan anladı ama iyiden iyiye korkmuştu…

Artık işine bakıyordu hiç oralı olmuyordu…

Hatta içinden onu da keçilerine benzetiyordu, çünkü bu kaçıncıydı kim bilir?

Kaç kere yüreği yanmıştı da kaçıncıya rüzgara bırakmıştı, kaçıncıya uslanmamıştı…

Oturdu yine çoban içinden üflemek geldi belki o dilsiz kavalına üflerse dile gelirdi rüzgarda biraz daha fazla eserdi…

Oturdu,  keçiler patikan geçerken bir doğaçlama çaldı…

            Döndü baktı.  Kulağı melodiye takıldı. Diktiği yüreğine içerden bir serinlik vurdu “ah” çekti,  sustu…Son düğümü attı,  ipliği iğnenin sonundan koparttı. Otların üzerine yattı.

            Ben uzaktan gördüm,  ses etmedim..  Çoban beni görmedi ben çobanı, yüreğini diken de görmedi, ben seyrettim sadece yayan halde seyir ederek…

Çobanın doğaçlaması kırık bir Anadolu ezgisi gibiydi. Süphan Dağı’na küsmüş gibi çalıyordu. Sanki sürgündeymişçesine, sanki keçilerin inadına kızmışçasına…

Keçiler hiç oralı değillerdi.  Dağdaki tek tük çalılıklara tırmanmak için çaba sarf ediyorlardı.

Uzaktan onları ve olanları izlerken tuhaf hissettim kendimi…

Göğsünü yırtan adama karşı ne düşünmem gerektiği konusunda biraz bocaladım. Cesaretinden dolayı tebrik mi etmeliydi yoksa aynı hatayı defalarca kere yapıp  yüreğini yaktığından dolayı kızmalı mıydı?

Ne olursa olsun yüreğini dağ başına kadar getirip başkalarına üfletmektense, kendi göğsünü yırtıp tamamen kendi imkanları ile soğuttuğundan tebrik etmek gerekirdi…

İğneyi iplikten koparıp da biraz dinlendikten sonra doğruldu zor kalkan eli ile çobana selam verdi. Çoban, kavalını ağzından çekti, avazı çıktığı kadar “ uslanmadın” diye bağırdı Kafasıyla onaylayan bir işaret yaparak yürümeye başladı. Uzaktaki patikanın ardından ilk kez yüzün hatlarını fark ettim. Bir yandan yürüyor bir yandan da üstünü giymeye çalışıyordu. Tuhaf geldi. Bir masalda konusu geçse inanmazdım yüreğini yırtan biri mutlaka ölmeli derdi çocuk aklım ama ölmedi işte. Belki bir mucizeydi üstelik bu acıyı  kaçıncıya yapıyordu kim bilir?..

Yürüdü Süphan’dan aşağı indi.  Yanar yüreği tıpkı Süphan gibi sönmüştü, şehre girdi insanların arasına karıştı.

Rüzgarda soğuttuğu yüreği ile bir süre daha yaşamak için mücadelesine başladı…

Bakalım bir daha ne vakit yakacaklar yüreğini ve  yüreğini soğutabilecek olan rüzgarı yine bulabilecek mi?..

feed0 Yorum

Yorum yazın
 
  Küçült | Büyült
 

busy
 
< Önceki   Sonraki >
Advertisement
Copyright ©  2008 Temirağa Demir
Tasarım: MMC Ajans