|
Zahmet etme yerinden… Dudaklarını büzmene gerek yok… Yapmacık sevdaların boyunduruğunda kalmış, bir kimsesiz yuvasında büyüyen çocuk ürkekliği ve bir o kadar hırçınlığı ile gözlerime bakmana da gerek yok… Biliyorum artık hemen her şeyi… Ya da hiç bir şeyi.. Günleri sayamıyorum… Takvimin ikişer gün atmasını diliyorum… Pek uyuyamıyorum bu aralar… Yastık beni sevmiyor ben yastığı… Kendi elimle işlerken bir çile yumağı… Batacağını bilmiyorum elime lanet tığın…
Üzeri kancalıymış… Parmağımın bir damarını dışarı çıkaracak… Ve düşündükçe bile yüzümü buruşturacak kadar acı vereceğini tahmin etmiyordum… Çile bitti… Ortaya kanlı ama yapılması zor pat güllü bir fiskos masa örtüsü çıktı… Kadınlar fiskos fiskos bizi konuştular… Hangi detarjan temizler kanları… Ya da kırmızı örtsek komik mi durur… Komşular sormazlar mı ne oldu diye… Hala iki lafımdan birinin sen olduğunu ve aklımın en keskinliğine yerleşmişken elime tığ batırdığımı söylersem, zevzek kadınlar her ev gezmesinde cırtlak bir gülümsemeyle anlatırlar bu sersem halimi… Senin zamansızlığın benim kaç zamanımı çaldı… Şimdi sensizliği biriktiriyorum avuçlarımda… Yeni bir örtüye başladım… İşaret parmağıma fazlaca sardım ipi… Tığa bakmadan örebiliyorum artık kendi çilemi… Yardım almadan bitireceğim bu yumağı… Yumak yumak bir çocuğu görene kadar… Ömrünün son nefesini hırıldamadan ve bir uykuya dalarcasına verene kadar… Zor ölümler ürkütüyor beni… Kanlı akşamlar… Sabahlar… Gözlerimi birbiri ardına kapatıp uykuya dalar gibi ölmek istiyorum… Sen bilmiyorsun ben en çok seni düşlemiştim… Her günaydın dediğimde, her sevdiğimde kendimi, her doğallıkta, organik meyvede… Her şey yoluna gireceği bir anda çay bardağı gibi kırıldı ellerimde… Sıcacık çay yakmadı elimi… Camlar kesti bileklerimi… Üşüştüler etrafıma bir şey olur mu endişeleri yüzlerinden okunuyordu… Olmadı… Çok kırmızı oldu bu aralar siyaha yakın ellerim… Değişik duruyor… Ve bir beyaz üzerindeki kadar ürkütmüyor beni… Yine çok şey geçmeye başladı aklımdan… Yumağa devam etmem lazım… Yumak yumak bir çocuk görene kadar… Tığı batırmadan elime… Ambargo koymadan dilime… Dişime tırnağıma iyi bakarak… Dişimle tırnağımla bitirmeliyim bu örtüyü… Ya duvağın olmalı… Ya çeyizin… Ya da gözlerimizin nurunu… Ellerimizin kanlarını… Sandığa kaldırmalıyız… Ve hoppa kızlar bilemeden kıymetini öpmeliyiz onların göğüslerini… Aahhh yine elime tığ battı… Tamda sana bir sevgiden bahsedecekken…
|