Anasayfa arrow Yazıları arrow Biz mi bu kente bu kent mi bize sığmadı?
Biz mi bu kente bu kent mi bize sığmadı? PDF Yazdır E-posta
Yazar Temirağa DEMİR   
Perşembe, 03 Nisan 2008
Bin bir gece gelir üst üste, günleri hep karanlık yaşarsınız. Kaçınız ihanet yağmuru altında düşlerinizi yormadınız ki. Hayat ezdikçe hırçınlığınız,o devrimci kimliğiniz yavaş yavaş kayboldu.


Her yalanda en çok kendinizi kandırdınız. Yalanlar söylediniz hayata karşı,hayat size karşı yalanlar söyledi. Karşılıklı olarak yalanlaştınız. Şimdi kendi sarf ettiğiniz o iddialı sözcükler altında nasıl da eziliyorsunuz.

Geçmişin izlerini üzerinizden atamadınız. Hiç biriniz ağız dolusu gülemiyor artık. Onlarca kez meyhane loşluklarında öfke dolu yüzünüzü gizlemeye çalıştınız. Rakı içtikçe kızardı yüzünüz. Günaha bulandınız. Her seferinde cehennem protokolünde yer almak için bir birinizle yarıştınız.

İhanet yağmurları altında ıslandık,şemsiyemizi o saçma düş rüzgarı uçurdu. Şimdi hangi şehre bu koca düşler sığar ki?

Bilmem kimin gözlerinin aksi vurdu yüreğinize. Aynalarda kaldı gülücükleriniz. Her birinizin yaşantısında olmaması gerekenler var. Umutlarınıza, hep zamansız ezan vakitlerinde kefen giydirdiniz. Kandırıldık her yalanda en çok kendimizi kandırdık.

Yazık atılacak kocaman düşler besledik,bazıları öyle gerçekçi geldi ki misyon edindik onları,bazılarını yaşam kaynağımız yaptık. İnandık söylediklerine,inandırıcı bir üslupla söylediği için bir çare kandık işte…!!

Ne kadarda çok yıprandı ruhunuz hiç fark ettiniz mi? Hadi şimdi bir kenardan bir ayna bulun ve aklınıza komik bir şey getirip gülmeye çalışın ve gülüşünüzdeki o kırılganlığı fark edin.

Misyonuydu hayatının,bazıları dava uğruna bazıları sevda uğruna hiç göz kırpmadan ölümle kucaklaştılar. Astılar onları, ses tellerindeki gülücükleri astılar,sevdalarını,bedenlerini astılar. Onlar öldüler…

Çoğumuz kırıldık hayata karşı, hayat çoğumuzu kırdı genç yaşımızda…

Şair doğru söylemiş “Biz bu kentlere sığdık aslında,bu kentler bize sığmadı…”

Doğruydu biz kentlere sığmıştık ama bu kentler bize sığmadı” kentin bütün sokakları dar yapılmıştı,biz birlikte yürümeyelim diye oysa biz hep yan yana,yana yana yürürdük…

Kırılgan yazılar,cümleler yerleşti belleğimize,her kandırılışta bir başka virüs bulaştı vücudumuza her aldatılışta yeni bir mikroorganizma türettik ciğerlerimizde…

Öksürdük bazen kan kustuk,içimizden çıkarabilmek için.

O yerleşmiş hayaller artık yaşam gayemizdi,ağladık olmadı,bağırdık olmadı,kustuk olmadı,kan tükürdük olmadı.

Öylesine yerleşmişti ki içimize canımız bilinmez azaplarla yandı…

Hiç kimsenin görmediği hiç kimseye gösteremediğimiz yaralarımız var artık,şimdi tüm yaşadıklarımız bir öncekilerden artık.

Yalanlarda öldürüldük vücudumuzda hiçbir bıçak ve kurşun izi açmadan yaralandık. Yalanlara maruz kaldınız,yıprandınız gülücüklerinizi umutlarınızı o uğruna yaşadığınız hayallerinizi kefenlerle sarmaladınız. Beyninizde fırtınalar koptu. “Siz bu kentlere sığdınız bu kentler size sığmadı”

Yaralarımız var artık,hiçbir doktorun veya hemşirenin pansuman edemeyeceği kanını ve iltihabını durmadan içimize boşaltan gizli yaralarımız var. yalanlardan yaralandık.

“Biz sığdık bu kentlere kentler bize sığmadı”. Düşlerimizi hayallerimizi almadı. Kurşun değil, yalan yedik yaralandık.

Yılmaz Odabaşı’dan bir şiir ile bitirelim…

Biz bu kentlere sığdık da,

bu kentler bize sığmadı Asiya!
Ve bir çığlık gibi günlerin çarmıhında;
arttıkça yalnız, sustukça silik...

Ay ışığı gölgeleri büyüttü,
son kuşlar da vuruldular dağlarda.
Yakamozları söndü sahillerin, ışıkları evlerin;
çağın vebalı gövdesinde
bir hayalet gibi gölgemizde yalnızlık.

Kaldık...
Kırık bardaklar gibi,
içilmiş sulardan geride buruk bardaklar gibi...

Düşler artık ölü çocuklar doğuruyorsa,
sevgiler boğduruluyorsa kürtajlarda
ve daha eskimemiş tüfeklerle
ordusu bozguna uğramış askerler gibi kalıp,
bozuk paralar gibi yuvarlanıyorsak kaldırımlarda,
bir bedeli vardır elbet cennetini çaldırmanın;
ömrünü yetim bir bebek gibi bırakmanın
bulvarlara,
bozgunlara
ve yanlış yalan aşklara…

Bir bedeli,
bu kuşatmaların, ilkyazları kurşunlatmaların...

Ay ışığı gölgeleri büyüttü.
Mutluluk oyununa geç kalan ölü kuşlarla geldim.
Geldim... Kırık bardaklar gibi,
içilmiş sulardan geride buruk bardaklar gibi…

Ve ömürlerimizde bin kasvetle upuzun
sefalet seferlerinin ayazı;
belki yalnız geçireceğiz artık kim bilir,
batan gemiler gibi yiten aşklardan geride,
kalan her kışı, güzü ve yazı.

Ay ışığı gölgeleri büyüttü.
Ayrılıklar eskidi, biz eskidik,
aşk bize küstü Asiya...

Belki de uzun sürecek bu bozgunun saçağında,
sen şarkılarını sesine yasla
ve bırak beni de usulca
apansız bir yalnızlığa!

Ay ışığı gölgeleri büyüttü,
büyüdü ölüm
ve biz küçüldük Asiya…


feed0 Yorum

Yorum yazın
 
  Küçült | Büyült
 

busy
 
< Önceki   Sonraki >
Advertisement
Copyright ©  2008 Temirağa Demir
Tasarım: MMC Ajans