|
Kanı revanına bulaştı… Reva değildi bunlar… Ama revanlıydı içindekiler… İltihabı kurutacak mehlemler daha da cılklaştırıyordu… Köşesinde köşe minderinin üzerinde… Bir minberdeymiş gibi kendi kendine vaaz ediyordu… Kaldıramayacağı yükleri kendi kendinin sırtına vurdu… Beli bükülmedi yüreğinin burkulduğu kadar…
Altında kalmadı sevdaların… Aşkların… Kader deyip kabul etmedi tüm sunulanları… Araştırdı… Bölüştürdü… Karıştırdı… Bir bit eniği olmalıydı bu tertemiz duygularda… Yoksa bu kadar kaşınmazdı saçları… Bu kadar ovuşturmazdı boynunu… Fitnede olabilirdi… Fücurda… Elleri çenesinde birleşti… Düşündüklerini okuyan ruh doktorları tıp bilgilerinden şüphe ettiler… Onlarında kafası karıştı… Hastalara yazdıkları ilaçlardan kendileri içtiler… Gömleği ters giymedi… Üzerinde ışık yanan ve ruh hastaları için özel tasarlanan arabaya binmedi… Bir bitlik var diyip bu işte, durmadan kafasının içini kaşıyordu… Kimi sevdiğini bile unuttu… Kaç kadın girmişti hayatına… Kaçıyla sevişmişti… Kaçına elini bile sürmemişti… Artık beklemiyordu sabahın saatlerini… Erken yatıp hiç kalkmamayı istese de günlük uyku ortalaması kadar uyuyup uyanırdı… Her uyandığında ezan sesi duyardı… Dini veciblerini ihmal ettiği gelirdi aklına… Ezan okundukça o dua ederdi… Türkçe… Çünkü Allah’ın her dili bileceğini düşünecek kadar mantıklıydı… Arapça bilmezdi… Kürtçe bilirdi, Farsça ve Süryanice… Rakının üzerinde yazan Arapça kelimeleri gördüğünde çok şaşırmıştı… Çocuktu o zamanlar ve her Arapça yazılımı mübarek sanardı… Oysa bir Suriye rakısıydı gördüğü… Terliyordu dua ettikçe… Susuyordu kendine baktıkça… Düşünüyordu bir karanlıkta ve bitlerin çocuklarını arıyordu… Elleriyle sıkıp “çıt” sesini duyup çıt çıkarmadan beklemek için… Ama bitmesini istemedi aşkın hatırasının… Çok orijinal fikirler üretiyordu… “Aşkımın hatırası” yazılı bir siyah çarşaf önünde kendi makinesinin zaman ayarını kullanıp kendinin resmini çekecek kadar… Bitler dolaşmaya devam ediyordu… Kafasını yıkadıkça önüne düşüyorlardı… Hepsini çıtlatıyordu… Her bit öldüğünde birilerinin canı felaket yanıyordu… Bu soğuğun ortasında… İçten her bakışta deli oluyordu… Birden bağlanıyordu içindeki çözülmüşlüklere rağmen… Görmediği zamanlarda kendine anlatıyordu hasretini… Şimdi bu kadar uzakta olduklarına göre ve tertemiz bir ilişki bu hale gelmişse bir bitlik fitnelik vardır diye düşünmeye devam ediyor… Ömrünün her gecesi gitmesin düşüncesinden diye durmadan kendi kendini çektiği ve fonda “Aşkımın hatırası” yazan resimlerine bakıyor…
|