|
Yazar Temirağa DEMİR
|
|
Perşembe, 03 Nisan 2008 |
Susun, azıcık sessiz olun, bu kan revan bir gece sanırım, her yanına puştluk bulaşan bir serzeniş, belki bir arşı alaya yolculuk, yada sesi iğrenç olmasına rağmen pavyonlarda sahne alan ve kuliste kendi kendine kapris yapan ikinci sınıf bir assolist…
Kime söylenmesi gerekir ki bu beyhudeliğin, hangi hasretten doğar bir verem virüsü, kim anlar tüm anlattıklarını, ilk doğan bebeğin kulağına kim okur ezanı…
Uzun süre çığlık çığlığa sesi yankılandı sokaklarda, tecritlerde bulundu, bir arşı aleme yolculuktu tüm düşündükleri, yada bir üniversite kantininde içilen bayat çay…
Mide bulantısı şikayeti ile şikayet etti Yaratana, gördüğü iğrençliklere çare bulunsun diye… Sonra verem oldu… Acı, gam gasavet, keder verdiler, oda verem oldu… Sonrasının ne önemi var… Uzun boylu ve ela gözlüydü, kendi kendine kendi hayrına konserler verirdi… Biletler ücretsiz… Bir kendisi dinlerdi. Söylediği şarkıları, türküleri, bozlakları… Uzun bir yaşam öyküsüdür anlatılmaya çalışılan… Kadınların doğumudur… Erkeklerin askerlik anıları, yaşlıların öğütleri, gazilerin şarapnel parçaları… Bir madalyadır her şey… Aldığın yara, çektiğin ızdıraba karşılık, üzerinde yabancı dilde yazılmış birkaç cümle ile birlikte yakanın sağ alt köşesine iliştirdiğin, altın suyuna batırınca sarı, ekseriyetle bronz renkli bir madalya… Yıllar öncesinin bir savaş anısını anlatsan da cephedeki teğmen aklına gelince buğulanır gözler… Karşı duvarda yeniden bir savaş sahnesi canlanır… Kendinden emin anlatır tüm gaziler, topçusu, piyadesi, on başısı… Sılada bırakılan henüz kundaklık bebekler her çatışmada gelir aklına… Sevgilin ona keza… Gavurlar sıklıkla kurşun sıkarlar, ölüm kadar sıcak olur vücudun, kimse düşünmez madalyasını, az sonra yiyeceği hoşafın hayali ve bağımsızlığın simgesi bayrağı dikebilmenin hırsı sarar tüm benliğini… Sonra hışımla diker bayrağını ve o an tüm yaşantı boyunca alınan en büyük zevktir… Aşkında gazileri olur mu? Kore'ye Kıbrıs'a gitmeseler de onlarda yara alırlar aslında… Bacağı yerinde olsa da yitirdikleri olur bir sevda yolunda… Madalyalarının olmadığına bakmayın, madalyaları yakalarının sağ alt köşesinde parlamasa da yüreklerinin en derininden ışıldamaktadır… Aşk gazileri… Belki kurşun yemedi, belki bir şarapnel parçası düşmedi kafasına, yirmi sekiz gün boyunca Kore'ye doğru yolculukta yapmadı… Ama yaralandı… Az önce rastladım, yol boyu yürürken yüzündeki naif gülümsemeye baktım, içine sızan kanı görmezlikten geldim, çaktırmadı, çakmadım… Bir madalya alma çabası mıdır tüm yara ve bereler…? Hangi salak gurur duyar en iyi bildiği kişi tarafından vurulmaktan… Kim savaş açar kendi kendine… Hangi mavzer, hangi menzil hangi namlu kendine döner
|
|