|
Sevmek kadar hassas ve biraz anason kokan bir seherde açtı gözlerini… Kadın geceden söylemişti gideceğini, pek inanmamıştı… Ayağının başparmağını su içmeye kalktığında yatağın kenarına çarparak incitti… Sabah kadın yüreğini yere çarparak incitti… Uyandı, odada ter kokusu, ellerine bir aşkın son gecesinin dokusu… Yanında yoktu kadın, pılını pırtını, pırıltısını, ışığını, dudaklarını… işte neyi varsa onların hepsini alarak çıkmıştı odadan… Aynaya rujuyla yazı yazmadı…
Küçük bir pusulaya ayrılık nedenini karalamadı… Adamı yaraladı… Kapıyı araladı ve çıkıp gitti… Adam kafasındaki saçları tutup yatağın üzerinde bağdaş kurdu… Hiç kıpırdamadan durdu… Düşündü… Bulamadı… Gece kulağına söylemişti… Gideceğim artık seni sevemiyorum demişti… Yalandı tek derdi evlenmekti, artık bir arada yaşamaktan sıkılmıştı ve bir resmiyet istiyordu… Fotoşoplu bir gelin damat resimlerini başuçlarında görmekti arzusu… Bakire olmasa da kırmızı bir kurdele bağlamaktı beline… Adam dinlememişti… Kaçıncı kadehindeydi rakının… Giden kadının ayak izleri kalmamıştı… Geceden yediklerini içtiklerini toparlamıştı… Sonra çekip gitmişti… Adam çok düşündü… Elleriyle saçlarını düzeltiyor, ve her iki dakikada bir kafasını yatağına soluna çevirip orada mı diye kontrol edercesine bakıyordu… Gidişine inanmak istemiyordu… İsmini çağırdı iki üç kere yanıt veren olmadı… Ev boştu… Terliklerini giymeden… Yere basarak kalktı yataktan, tüm evi dolaştı yoktu kimse… Her odaya girişinde ilk halvet olduğu gecedeki kadar heyecanlanıyor… Ve oralarda bir yerlerde olacağını umarak açıyordu kapılardı… Gitmişti kadın… Bir ilişki bitmişti… Adamın kafasından geçenler Türkçe değildi… Bilinmez dillerde acılar geçiyordu kafasından ve çevrilemeyecek yabancılıkta düşünceler… Pantolonunu sandalyeden aldı… Gömleğini giydi… Kemerini üçüncü delikte ilikledi… Saçlarını elleri ile düzeltti… Nereye gideceğini bilmeden açtı kapıları… Dış kapının sürgüsünü bir kere çevirdi… Evin önünde bulunan üç merdiveni indi… Sağdaki küçük saçağın altında saçlarının uçları ağlamaktan ıslanmış olan kadının hıçkırıklarını duydu… Adam bir baba edası ile yaklaştı yanına… Neden gitmediğini sordu… Kadın valizi elinden attı… Adamın gözlerine baktı… Kendi yüreğini yaktı… Gidemedim, çünkü sınırlarım bu kadarmış dedi… Ayağım bir adım öteye geçse senin öleceğini düşündüm diyerek ağlıyordu… Adam sokağın ortasında kadının dudaklarını öptü… Bu çaresizliğin bir tek çaresi aynı masadaki iki imzaya bakıyordu… Birlikte yaşamanın sınırlarını geçtiğini söyleyen kadın atık evlenmek istediği için terk ediyordu o sabah … Adam hiç teklif edilmeyecek bir yerde kapının önünde evlenmeyi teklif etti… Kadın kabul etmedi… İmzanı hayatıma atmışın ki yüreğim buradan dışarıya çıkmama izin vermedi… Sanki on metre ötede beni iki görevli çevirecek ve sensiz buradan öteye gidemeyeceğimi söyleyecekti diyerek hıçkırıklar içersinde duygularını dile getirdi… Eve girdiler… Adam kadının yüzünü yıkadı… Boğazını ilk kez sevinçten bir şeyler tıkadı… Evlendiler… Bir çocukları oldu… Adlarını tutsak koydular… Sevgiye, aşka, birbirlerine tutsak oldukları için… Onlar aşklarını özgürce yaşadılar… Tek tutsaklıkları birbirlerineydi… Özgürlüğü savunan herkes kabul etti bu tutsaklığı… Bebeğin adı tutsak oldu… Özgürce yaşıyor… Bir kadın bir erkek kalplerinde hep sevgi taşıyor…
|