|
Niye diye sormaya korktuğu korkuları vardı. Niye diye sormazdı bu yüzden. Durgunlaşan sularda en çok ölen çocukları anımsardı. Zamansız giden ama zaten çoğu da zamanlandığı tarihlerden hep birkaç zaman sonra doğmuş çocuklardı.
Neden diye sormuyor işte. Bir kalabalığın sese en çok gürültülü olduğu yerlerde durgunlaşıyor. Gülerken aklına hiç olmadık bir sızı saplanıyor. Onu düşünürken buluyor kendini bazen. Kendine kızıyor, ama bu kızışı düşünüşü önemsemiyor. Niye diye sormaya korkarken cevaplarını yaşıyorsundur artık. Yaşadıkların sorulmayanların cevabı olduğunda ve, çok zaman çekilmezdir hayat. Çekilir. Yol, dert, acı, sevda, kitap çekilir… Şimdi biraz misafir her konuk olmayarak benimsediği evde. An olup çıkacak gibi. Öyle benimsemiyor hiçbir yeri. Öyle kabul etmiyor. Yattığı her yatak, gezdiği her sokak, konuştuğu ve sözcüklerle anlam olduğu her dil biraz yalan biraz gerçek ama misafir. Birkaç güne kalmadan bitecek gibi. Bulanık bir veda gibi… Artık biraz daha büyük. Çocuk ve ergin arası ramaklı bir sokağın ezan vaktinde girdi caddeye. Kaldırımı yok bu sokağın, gülütlüsü, aldatanı, ağlayanı bol. Koşar adım gidiyor. Biraz çocuk, çok defa olgun. Elinde olmayan sebeplerle büyüyüşleri ve tamamen elinden gelenlerle getirdiği olgunları var aynı iki cebinde. Elleri ceplerinde yürüyen düşünce çok daha fazla kanayandır demişlerdi. Umursamamıştı. Ama hala elleri cebinde. Ama hala acısıyla yaşamayı severek ve kabul ederek ama hala elleri cebinde ilerlemek. Anlamak bazen çok şeyi. Birçok şeyin aslında yeni yeni anlaşıldığını anlamak. Elleri cebinde. Dalgın, buruk, kalabalık… Birkaç dizeyi tekrar etmiş. Son okuduğu aklında en çok kalır diye hep en son okuduğuydu gözleri için yazıldığına inandığı bir yazı. Kafiyesi yarım, sevgisi zengin, acısı tam, devamı cinas, devamı uyak. Uyruğu uyumsuz iki yalancı zamanın sadece tek gecelik günahı kadar ömrüne vebal zamanlar bunlar. Beş parmağın beşi de bir. Bir olmayan uzunlukları ya da bazen şekilleri. Beş tırnağın beşi de bir. Hangisini etinden ayırsan aynı oranda kaybedilecek kan miktarı. Hakkını koruyamamış başkasının haklarında olur da kendi hakkını bulur sanmış. Başkasının hakkını aramaya o gün başlamış. Hala bu başlangıcı sonlandıramamış bir hakkaniyet mağduru… Güneş güzel, güneş parlak, zaman yalan. Yol uzun, yürüyüş dalgın, gülüş buruk. Bir şarkı başlar birazdan. Oynarsın. Bir şarkı bitmiştir zaten epey zamandır. Hala gözyaşını kurutamamışsındır… Değerli bir şiirle son bulsun yazı. Sağlıkla kalın…
- Ellerimde Bir Göztaşı - Ellerimde bir göztaşı, gözlerim boş gidiyordum Ne bileyim, bir damlanın böyle deniz olduğunu Şaştım, mavi bir fal gibi açılınca önümde Giritli bir ölümüm varmış, bir balıkçı fitil gibi Patlayacakmış avucunda otuz çubuklu gençliğim Üç günde mi desem, üç gökte, üç kulaçta mi Ben ki, o camgöbeği çiçekler açan ağaç Kırılmaz bardaklar gibi tuzla buz olacakmış Ne zaman boğulsam böyle yosun kokuyordu ışık Sabahçı kahvelerde bir çiroz ötüyordu Ve dalgalarımı geçen o deniz şoförleri Böyle uyur düşlere bindirmiş gemiler Uyuklar gibi üstünde mermer masaların Bir tahta parçasıydım, osmanlı bir kazadan kalmış Yüzüyordum, islam kaptanın ahşap ayağında Öbür tahtalara öbür insanlara doğru Cumhurdu mürekkep balığı, simsiyah yüzüyordum Ne bileyim, bir korkunun böyle destan olduğunu Ağardım, nişanlayınca gece ve yavrulayan yalnızlık Ya da ilk insanın doğdugu, öldüğü dağdi Moby Dick Nefes aldıkça filbahriler köpürüyordu sulardan çanlar çalıyor kulaklarımda, yunuslar yarışıyordu Alyuvarlar, dolkuşları ve rüzgar midyeleri Dedim, dünya gibi bulut yok dünya üstünde Ellerimde bir göztaşı, gözlerim boş gidiyordum Ne bileyim, bir türkünün böyle Veysel olduğunu Açıldım, çıkmaz bir sokak gibi, kapanınca denizde.
|