Acıdan Bebek PDF Yazdır E-posta
Yazar Temirağa DEMİR   
Pazartesi, 17 Mart 2008

Ayaklarını manidar bir yalnızlıkla çekiyor karnına doğru. Cenin kadar küçük olamaz ne yapsa da ama en azından “elinden gelenin en iyisi” kadar küçülmeye çalışıyor…

            Hakları, bir aşkın ona verdiklerinden çok daha az, bir devletin verebileceklerindense fazla. Yararına sevilmiş bir aşk bu. Seviye yarar sağlayamamış da olsa, yine de bir hayır neresinden bakılsa…

Sırt ve karın doğrultusundan başlayarak yassılaşmış, parazitsel bir yankı… Sesi duyulmuş kendinden önce. Sonra sadece yankı… Kas tabakaları dahil, bağ dokusu, üreme organları hatta, hep bu yankının yandaşı olmuşlar bir süre. Vücut boşlukları olmamış mesela. Vücuduna sistematik boşluk biçmişse de anatomi, her boşluk doldurulmuş, boşalınca yerini almak için deli biçimde sabırsız olan bir başka acıyla, kalp ağrısıyla…

            Yan ağrısı kalmış. Kenar ortayı… Yel değmiş. Değirmen olmamış… Beslenme halinden mütevellit uğursuz, muhannet, belalı bir hal… Etçil’im dese, bıçaktan biliyorlar. Rakıyı ve rokayı aynı cümle içine iliştirebilmek sanatıdır “oysa.” Oysa’sı neresinden bakılacak olsa mezesizlik, serkeşlik, serseriliktir hatta…

            Buzbağ, fasıl, burgaz bir şişedir artık miladı. “O kadar uzun oldu ki” ile başlayan bir paragraf… Devamı yaşımızı aşarak yaşadıklarımızın tanıklığı kadar derinden gelen bir kürdi makam. Derinden gelecek ki buzbağ kadar belirsiz, fasıl kadar yıkıcı, burgaz kadar asitli yaksın içini…

            İçen içlidir. İçli olan, içmeyendir. İçici dediklerin içliliğini unutmak ya da bazen utandırmak isteyendir. Zaten her daim içli olanlar, onlar içmeyenlerdir…

            Herhangi bir devrin gerçekleri yahut kainat üzeri herhangi bir ilim geri getirebilseydi o kavim sancısı göç edişini… Bir tek gidişe “göç” dediler, kavim oldu….

Göç ederken yüreğini bırakmış, kavmi almış yanına. Yüreği hala et. Ama hala yürek olmasa gerek, sadece et…

            Bir tek gidişe “göç” dediler…

Oysa dönerdi gidişi göç,

Susuşu köç olmasaydı…

            Adını sargılamış. Sargılamış adını çok genç bir evin fazla yaşlanmış duvarları arasında. Kendine ninni öğrenmek zorunda kalmış bir bebek… Başını bir o yana bir bu yana sallarken bir başına, ninnisini de kendi söylüyor, kendi uyku mahmurluğuna;

            Uyusam kime ne ulan

Büyüsem sana ne

Tıpış tıpış yürüyecek olsam

Bunun getireceklerinden kime ne…

            Adına şarkı tutmamış, şarkılar adını tutmuşlar çabuk davranarak. Dadaist ağlamakları olmuş, gülüşleri kuramsız ve kuralsız hala…

            Kervan üzeri saraylar anlatılmış bazı. Bazı da tek gecelik yatışlar…

Tek gecelik yatışlar olmuş, uyunmayan…

Çok gecelik yatışlar olmuş hiç uyanılmayan, yatış boyu uyunan…

            Horlamalar olmuş, horlanmalar…

Her ülke önce kendi haritasını belletti çocuğuna. Oysa coğrafyaydı bu, bazen kendi ülkende yaşananlar o denli karmaşık olabiliyordu. Ve bu çocuklardır işte dünya haritasından hep yoksun büyümek zorunda olanlar. Çocuk aklı bu, öyle deme, kendi haritasını bile belleyemedi daha…

            Her savaş önce kendi barutunu islendirir. Sisliyken islendirilmiş  bir akşamda vazgeçtiler onlar. Sevi masal oldu, ülkeydi bu, artık kötüye gidiyordu, öyleyse “sevmeyelim” dediler. Aradan yıl geçti…

 Hani dört mevsime 1 diye karşılık gelebilen yıl…

Aradan 1 yıl geçti, bin acı üstüne…

            Geçti işte… Kalan yok. Belki biraz izi.. Yahut çok acı da olsa, yürek izsizliği…

Kalıba oturtulmuş heykele inat, iki kıpırtısız; biri kadın, diğeri adam olmak için çok, çok  yolu olan bir insan…

            Devrim önce kendini feda etmektir. Feda etmediklerin ya çok sevdiklerindir yahut kabul etmeyecek kadar hiç sevmediklerin…

Yararına sevilmiş bir sevda… Özel menfaat düşkünü olamayacak kadar kavgacı gürültücü, ortak sayılamaz kadar örfi ve güçlü…

            Neresinden tutsan Allahsızlık oluyor

Neresinden bıraksan inançsızlık…

            Ne kadarını sussan konuşanlar oluyor

Ne kadarını söylesen anlatılmıyor…

            Dehşet verici bir yalnızlığın ortasında kendi acı sıvısından bir sucul ortamda, ayaklarını çekiyor karnına müthiş bir “anne al beni içine” özlemiyle…  Bir cenin kadar küçülemez belki, belki hiçbir anne bu acıdan bebeği bir daha almayacak kendi karnına ama, çekecek yine çekebildiği kadar ayaklarını karnına…

Ayaklarını içine gömdü.

Plasentasıydı…

Yaşamsal kaynağı…

Kaynağı yaşamsal olmasaydı hayran olmazdı, yaşamsaldı ama.

Kaynağıydı…

Hayran kaldığıydı…

Plasentasıydı…

Kıymasalardı…

            Çekip kopardılar…

Oysa daha kaçıncı haftasıydı ki…

Tüm vücudu dahil, belirgin olan daha, yalnızca gözleri ve parmak izleriydi…

Çekip kopardılar…

Ayaklarını karnına çekti, bir cenin gibi…

Küçüldü küçüldü küçüldü…

            Devrime ışık olanlar ışığı göremeyenlerdir. Çok sevenler aşk olmayı beceremeyenler… Bir yıl oldu dedi… Neşter bin birinci acıyı çekti… Bin ikinciye vücudunun hiçbir metre karesinde yer ve mecal yok şimdi… Buzbağ bile yarıyı o kadar oldu ki geçeli; mezeler kurudu.. Geç’li bir cümle kuramayacak kadar kuru ve dilinde şişkin bir sancısı var. Sarhoşluk bu zahir. Çok içti diye… Kütük ama kör değil. Gerçekler o kadar net ki… Resimde bitirilmiş bir enstantane, ne yapacağını bilemez biri kadın, diğeri adam olması için çok yolu olan bir insan var…  

İçtikçe görmesine sebebiyet verdi. Dilinde şiş, mezede kuru, buzbağda yarım, fasılda dinsiz, burgazda bulanık  kalmış ıslak, ıslıklı, ışıksız, acılı bir karanlık var. Mevsim dediğin nedir ki 4’ü geçmiş üstüne, hani 1 değeriyle kardeş edilen yıl…

            Benim kelimelerim  akrostiş yazacak kadar bulut üzeri bir davadan geliyor olsaydılar, adın olurdu ilk akrostiş için yazılanlar. Benim hiç akrostişim olmadı…

Yıkıldı köprüler, yandı duvarlar, kurumasa da bataklık artık geride bırakmak istemeyerek didindikçe içine battığımız o yollar. Artık bir yol kalmadı. Nereye dönsek yalnızlık, nereye çarpsak uzaklık, ne kadar gelsek başka, başlı başına başkalaşmış zamanlar…

Zorlasan şimdi, delirmiş biçimde zorlasan, belki birkaç damla yaş daha, belki acılı açılmış bir şişe, taze doğranmış birkaç dilim peynir, yalanlar, kırgınlıklar, uzaklıklar…

Zorlasam şimdi,devletinin ciddiyetini omuzlarında taşımak zorunda bırakılmış bir kentten gelen, beni akla ziyan biçimde üşütecek yine, yeni   bir rüzgar…

            Zorlamam şimdi…

Zorlama, bitti…

           

*Çiçeği burnunda bir yıl var kapıda. Dileyelim huzurla gelsin. Hepimize tasasız bir yıl diliyorum.  Sağlıkla kalın…

feed0 Yorum

Yorum yazın
 
  Küçült | Büyült
 

busy
 
< Önceki   Sonraki >
Advertisement
Copyright ©  2008 Temirağa Demir
Tasarım: MMC Ajans